"BEN!"
"BEN"
diye haykırdı..
zaten "o" idi hep.
asla aynadaki aksi dışında,
başka bir ruha,
başka bir bedene katlanamazdı.
gözlerine bakıp bakıp,
akardı kendine.
"ben"liğinde kaybolmuşluğunun
ve yitirilmişliğini göremeden.
sordum:
olduğun yer parlak mı?
rahat mı?
mutlu mu?
ama elbette parlaktı,
elbette rahattı
ve elbette mutluydu..
umarsızdı,
tekildi,
-di li geçmiş zamanında yaşardı.
o kadar "BEN" diki "O"
veripte tutmadığı sözler gibi,
yalanlara mahkum
ve karanlığa müebbet olmuşluğunu bile görmezden gelirdi.
o kadar "BEN" diki..
bir başkası mutlu olacak diye,
bir başkası birazcık huzur bulacak diye,
BENNN mi mutsuz olayım?
BENNN mi huzursuz olayım?
demekten bile çekinmez,
hatta fütursuzca umarsızlık kaosunda,
yazık olurdu "o"...
bir kerecik olsa bile asla "BİZ" olamadı..
o engin büyük "BEN" kudretinden,
gücünden,herşeyin üstünden bakan,
şeytan gözlerinden kurtulup,
"İNSAN" olamadı..
paylaşamadı ruhunun bir gramını bile,
tüm cimriliğiyle aşkı bile esirgedi.
önce benden sonra kendinden.
o büyük "BEN"liğinden...
bir adımı çok görüp,
sonra koşardı anlamsızca,
koştuğu yeri bilmeden,
hatta bilmek bile istemeden.
yakıp yıktıktan sonra düşünür,
hatta düşünmeden,
yeni sömürgeler arardı kendine..
"BEN"liğine!
dökülen yaşlar,
kanayan yaralar,
ve kırılan bir diğer"ben" ve "o"
umurunda olmazdı "O"nun..
çünkü sadece bir "BEN" di "O".
egosunun kölesi,
sevgisizliği yol bilmiş,
saygısızlık elinde kutsal kitap.
düşmüşe tekme atacak kadar da alçak!
birde utanmadan SEVGİ gibi,
bembeyaz güzellikleri oyuncak etmiş,
dilinde tekerleme,ağzında çiklet olmuş.
sırıta sırıta balon yapıp,
seni seviyorum der..
ve bir inanış sanki,
hatta aldanış,
bir bitişin başlangıç öyküsünde giriş yazısı misali.
sonsözü olmayan,
bırak onu bitmeye cüretsiz ve korkak!
ve nihayetinde "ben" eğiliyorum karşınızda
ve yüce "BEN"liğinizin huzurunda ekselansları..
Özgün Memed Turan
bir "yazık"lık hikayesinin girişidir bu....
"BEN"
diye haykırdı..
zaten "o" idi hep.
asla aynadaki aksi dışında,
başka bir ruha,
başka bir bedene katlanamazdı.
gözlerine bakıp bakıp,
akardı kendine.
"ben"liğinde kaybolmuşluğunun
ve yitirilmişliğini göremeden.
sordum:
olduğun yer parlak mı?
rahat mı?
mutlu mu?
ama elbette parlaktı,
elbette rahattı
ve elbette mutluydu..
umarsızdı,
tekildi,
-di li geçmiş zamanında yaşardı.
o kadar "BEN" diki "O"
veripte tutmadığı sözler gibi,
yalanlara mahkum
ve karanlığa müebbet olmuşluğunu bile görmezden gelirdi.
o kadar "BEN" diki..
bir başkası mutlu olacak diye,
bir başkası birazcık huzur bulacak diye,
BENNN mi mutsuz olayım?
BENNN mi huzursuz olayım?
demekten bile çekinmez,
hatta fütursuzca umarsızlık kaosunda,
yazık olurdu "o"...
bir kerecik olsa bile asla "BİZ" olamadı..
o engin büyük "BEN" kudretinden,
gücünden,herşeyin üstünden bakan,
şeytan gözlerinden kurtulup,
"İNSAN" olamadı..
paylaşamadı ruhunun bir gramını bile,
tüm cimriliğiyle aşkı bile esirgedi.
önce benden sonra kendinden.
o büyük "BEN"liğinden...
bir adımı çok görüp,
sonra koşardı anlamsızca,
koştuğu yeri bilmeden,
hatta bilmek bile istemeden.
yakıp yıktıktan sonra düşünür,
hatta düşünmeden,
yeni sömürgeler arardı kendine..
"BEN"liğine!
dökülen yaşlar,
kanayan yaralar,
ve kırılan bir diğer"ben" ve "o"
umurunda olmazdı "O"nun..
çünkü sadece bir "BEN" di "O".
egosunun kölesi,
sevgisizliği yol bilmiş,
saygısızlık elinde kutsal kitap.
düşmüşe tekme atacak kadar da alçak!
birde utanmadan SEVGİ gibi,
bembeyaz güzellikleri oyuncak etmiş,
dilinde tekerleme,ağzında çiklet olmuş.
sırıta sırıta balon yapıp,
seni seviyorum der..
ve bir inanış sanki,
hatta aldanış,
bir bitişin başlangıç öyküsünde giriş yazısı misali.
sonsözü olmayan,
bırak onu bitmeye cüretsiz ve korkak!
ve nihayetinde "ben" eğiliyorum karşınızda
ve yüce "BEN"liğinizin huzurunda ekselansları..
Özgün Memed Turan
bir "yazık"lık hikayesinin girişidir bu....