Bazı şeyleri ne kadar ve ne şekilde anlatırsak anlatalım,anlattığımız kişi ve ya kişiler anlattıklarımızı sadece anlamak istedikleri,anlayabildikleri,anlayabilecekleri kadar ve şekilde aldığı,algıladığı için bizim ne verdiğimiz pek ehemmiyetinden uzaklaşmış bir anlatım,onlara görede anlatımsızlık(anlaşılmazlık) doğuruyor.
Aynı şeyi söyleyip birde üstüne basit ama örneklendirilmiş(onların hoşuna gitmeyen) birkaç kelime eklediğinde dakika geçmeden tuhaf bir şekilde görüpte şaştığın,anlam vermeye çalışıp veremediğin bir "sen" sendromu baş gösteriyor kişilerde.Hemen gruplaşıp kendilerine uymayanı dışlama ve güç birliği yapıp o "sen" tehlikesine karşı taarruz denemeleri ve kelimeleri sıralanır oluyor.
Aynı rengin peşinden koşanların onlarca,yüzlerce senedir yaptığı ve düştüğü tuzağa,tekerrürün acımayan kumpaslarında yeniden,yeniden,tekrar ve yeniden istavritin sıyırtmaya tav olup takıldığı gibi takılmacaların bitmezliğinde boğulmaları kısaltıyor ömrümü.Çünkü vaktimi çalıyor sürekli hayatlarda ve hayatlarımızda oluşları...
Boşuna tükenişleri nefeslerin alınıp,verilişleri bir yerde ve düşüncelerin sınırsızlığında nefessiz kalışlar.Sen ne anlatırsan anlat onların anladığı ve kabul ettiği kelimeleri seçmiyorsan.Ve yine boşuna tüm iç çekişlerinle biriktirdiğin sabrın,çünkü bilirsinki selametsiz olacaktır.
Uzar gider..
30 Haziran 2010 Çarşamba
24 Haziran 2010 Perşembe
beyin fırtınası!
iyi ve kötü arasında bir döngüde geçiyor ömürlerimiz.
ve zaman zaman en iyi ile en kötü arasındaki incecik çizgiye basarak yürüdüğümüz zamanlarda düşünüyoruz bazı gerçekleri.sağını,solunu,önünü,arkasını görmek bir an için bile olsa huzursuz ediyor.tuhaf bir sıkıntı doğurduğu gibi birde daha tuhaf duygular ve düşünceler içine sokuyor insanı.çevremdeki insanlar ve onların çevresindeki insanlar ve de onlarında çevresindeki insanlar..kısaca biz,hepimiz..şikayet edilen,şikayet ettiren ve şikayet ettirilen tümlüğün içinde birer esas oğlan ve esas kız rolünde olduğumuzu kabul edip,etmemek arasında bir sırat köprüsündeyiz belkide.bu sefer sağı,solu,önü,arkası daha belirginleştiği zaman kendi tabirimle: "zombileşmek" başlıyor.yani ölüp tekrar dirilmek ve ya ölüp ölü olarak yaşamaya devam etmek.her fasılda bir yara alıp kan kaybetmemek..içinde ödemleşip,yoğunlaşıp dışarı akamayan garip ve iğrenç sıvının rahatsızlığı..kaşarlanma zorunluluğu doğuyor hayatlarımızda ve kimilerimiz buna adapte olamıyor.güpe gündüz bir gece lambası kadar ayyukta bir belirginlikte parlıyor paniklemelerimiz.anlamını bilmediğimiz ve aslında belki bilmemiz bile gerekmeyen arayışların ve sürüncemelerin kavramsal çatışmaları arasında buluyoruz kendimizi.üstüne geldimi birde bu.hadi hayırlı olsun.şahtık sahbaz olduk!!
mecburiyetler ve mecburmiyetler (dil katliamı yaptım evet) savaşında bir taraf seçme lüksü yaratılıp,sunuluyor bizlere.ama unutulan bizlerin bunu isteyip istemediğimiz.hangimiz sahip olduğumuz bizi biz yapan doğumdan gelen şeyleri bilerek geldikki dünyaya? ya da hangimiz ah keşke demedi sahip olduğumuz bazı şeyler için? şimdi birde: ya sahip olmadıklarımız ve olamadıklarımız demeyin bana hiç çıkamayız zaten hiç batamadığımız bokun içinden.kelimeleri karıştırıp içlerinden sevdiğimiz ve bizi tanımladığını düşündüklerimizi harmanlayıp dilimize dolarken,düşündüklerimiz aslında ifade etmek istediklerimiz mi? yoksa yetilerimiz kadar edebildiklerimiz mi?
sadece bir günde benim gördüklerim ve algılayabildiklerim içinden çıkarabileceğim sebep-sonuç lar belkide bir kitap,kitaplar,kütüphaneler oluşturabilecekken hala oturup tüm bunları beyin fırtınası yapmak peki neden?haddim olmadan "algıda sonsuzluk" diyorum ben buna..mutlaka bazılarınız benimle paylaşacak ve hissedecektir demek istediğim şeyi tecrübe ettiğiniz oranda..paylaşmak varken neden hep bana rab banacılık var sorgusu yapılması gereken bir andayız tamda!
yoruldum yaza yaza çünkü sadece yazmak değil yaptığım, bir günün özetini geçiriyorum kafamdan..biliyorumki yalnız değilim..biliyorumki tek değilim..ve biliyorumki...
dışarda deli yağmur ve burada bakmaya yarayanların üstünde bir beyin fırtınası..
tamda ben bunları yazarken eskilerden bir dost sanki bilircesine bir mesaj yazıyor.ve ona ithafen ekliyorum buraya:ne teksin,ne tek kalacaksın! fakat unutmaki çokluğun içinde tek olmakla,tekilin içinde tek olmak farkındalığı sana bahsettiğim sürünceme..selam olsun!
ve zaman zaman en iyi ile en kötü arasındaki incecik çizgiye basarak yürüdüğümüz zamanlarda düşünüyoruz bazı gerçekleri.sağını,solunu,önünü,arkasını görmek bir an için bile olsa huzursuz ediyor.tuhaf bir sıkıntı doğurduğu gibi birde daha tuhaf duygular ve düşünceler içine sokuyor insanı.çevremdeki insanlar ve onların çevresindeki insanlar ve de onlarında çevresindeki insanlar..kısaca biz,hepimiz..şikayet edilen,şikayet ettiren ve şikayet ettirilen tümlüğün içinde birer esas oğlan ve esas kız rolünde olduğumuzu kabul edip,etmemek arasında bir sırat köprüsündeyiz belkide.bu sefer sağı,solu,önü,arkası daha belirginleştiği zaman kendi tabirimle: "zombileşmek" başlıyor.yani ölüp tekrar dirilmek ve ya ölüp ölü olarak yaşamaya devam etmek.her fasılda bir yara alıp kan kaybetmemek..içinde ödemleşip,yoğunlaşıp dışarı akamayan garip ve iğrenç sıvının rahatsızlığı..kaşarlanma zorunluluğu doğuyor hayatlarımızda ve kimilerimiz buna adapte olamıyor.güpe gündüz bir gece lambası kadar ayyukta bir belirginlikte parlıyor paniklemelerimiz.anlamını bilmediğimiz ve aslında belki bilmemiz bile gerekmeyen arayışların ve sürüncemelerin kavramsal çatışmaları arasında buluyoruz kendimizi.üstüne geldimi birde bu.hadi hayırlı olsun.şahtık sahbaz olduk!!
mecburiyetler ve mecburmiyetler (dil katliamı yaptım evet) savaşında bir taraf seçme lüksü yaratılıp,sunuluyor bizlere.ama unutulan bizlerin bunu isteyip istemediğimiz.hangimiz sahip olduğumuz bizi biz yapan doğumdan gelen şeyleri bilerek geldikki dünyaya? ya da hangimiz ah keşke demedi sahip olduğumuz bazı şeyler için? şimdi birde: ya sahip olmadıklarımız ve olamadıklarımız demeyin bana hiç çıkamayız zaten hiç batamadığımız bokun içinden.kelimeleri karıştırıp içlerinden sevdiğimiz ve bizi tanımladığını düşündüklerimizi harmanlayıp dilimize dolarken,düşündüklerimiz aslında ifade etmek istediklerimiz mi? yoksa yetilerimiz kadar edebildiklerimiz mi?
sadece bir günde benim gördüklerim ve algılayabildiklerim içinden çıkarabileceğim sebep-sonuç lar belkide bir kitap,kitaplar,kütüphaneler oluşturabilecekken hala oturup tüm bunları beyin fırtınası yapmak peki neden?haddim olmadan "algıda sonsuzluk" diyorum ben buna..mutlaka bazılarınız benimle paylaşacak ve hissedecektir demek istediğim şeyi tecrübe ettiğiniz oranda..paylaşmak varken neden hep bana rab banacılık var sorgusu yapılması gereken bir andayız tamda!
yoruldum yaza yaza çünkü sadece yazmak değil yaptığım, bir günün özetini geçiriyorum kafamdan..biliyorumki yalnız değilim..biliyorumki tek değilim..ve biliyorumki...
dışarda deli yağmur ve burada bakmaya yarayanların üstünde bir beyin fırtınası..
tamda ben bunları yazarken eskilerden bir dost sanki bilircesine bir mesaj yazıyor.ve ona ithafen ekliyorum buraya:ne teksin,ne tek kalacaksın! fakat unutmaki çokluğun içinde tek olmakla,tekilin içinde tek olmak farkındalığı sana bahsettiğim sürünceme..selam olsun!
"UMUT"
"umut":
Belki vahiylere inanmak gerek,belki meleklere.belki kadere,belkide sansa.belkide hayatin ta kendisi umut..herkesin ifade sekli ve beklentilerinin ustunde birsey belki.tanimsiz,tarifsiz,seceneksiz onumuze sunulan bir tepsinin gorunmez payesi umut belki..belkide belkilerin ta kendisidir ha? selam olsun...
20 Nisan 2010 Salı
uzun süre sonra bir gece,
biraz duman ve sanki birkaç kelime birikimi.
yine sigara,yine uyku var gözlerimde
ve çökmüş torbalar bakışlarımın hemen altında.
umut adına boşverme zorunluluğunun yorgunluğu bu sefer,
herşeye rağmen bir tekerleme dolanmış dilime.
mücadeleye devam!
son gördüğüm 4 güzel insandan güzel hatıralar barındıran içinde.
yalnız bir çocukluğun özlemi bir kardeş
ve şimdi tamda şu saatlerde kamuflajla uyuduğu ilk gecede.
bu sefer ne okuyan için ne yazan için anlam kaygısı olmadan,
kaotik birkac kelimeyi yanyana dizip tesbih yapma kafasındayım.
imamesini unutmuşum pardon!
Özgün Memed Turan
biraz duman ve sanki birkaç kelime birikimi.
yine sigara,yine uyku var gözlerimde
ve çökmüş torbalar bakışlarımın hemen altında.
umut adına boşverme zorunluluğunun yorgunluğu bu sefer,
herşeye rağmen bir tekerleme dolanmış dilime.
mücadeleye devam!
son gördüğüm 4 güzel insandan güzel hatıralar barındıran içinde.
yalnız bir çocukluğun özlemi bir kardeş
ve şimdi tamda şu saatlerde kamuflajla uyuduğu ilk gecede.
bu sefer ne okuyan için ne yazan için anlam kaygısı olmadan,
kaotik birkac kelimeyi yanyana dizip tesbih yapma kafasındayım.
imamesini unutmuşum pardon!
Özgün Memed Turan
23 Ekim 2009 Cuma
gerçeği rüyaya tercih etmemdi sebep tüm bunlara,
sabah uyandığımda kavuşmaya duacı bir bırakma zorunluluğunda.
ne yaptığını bilmezliğe inat bildik,bilindik adımlar ata ata,
yağmura umursamadan bastığım ıslak griliklerin yansımasında,
gitmekten çok gelmeyi sevdiğim bir yola çıkma zorunluluğunda.
titreyen telefonuma,ceketimi nemlendiren terli sırtım,
gerçeklerin ıslattığı eski ayakkabılarım ve çizgili alnıma aldırış etmeden.
tüm kalabalığa ve yasaklara rağmen tütünüme tuttum ateşimi,
ilk nefesi sana,ikinciyi kendime çektim..
ve devam ettim o gitmekten çok gelmeyi sevdiğim yola.
-Özgün Memed Turan
sabah uyandığımda kavuşmaya duacı bir bırakma zorunluluğunda.
ne yaptığını bilmezliğe inat bildik,bilindik adımlar ata ata,
yağmura umursamadan bastığım ıslak griliklerin yansımasında,
gitmekten çok gelmeyi sevdiğim bir yola çıkma zorunluluğunda.
titreyen telefonuma,ceketimi nemlendiren terli sırtım,
gerçeklerin ıslattığı eski ayakkabılarım ve çizgili alnıma aldırış etmeden.
tüm kalabalığa ve yasaklara rağmen tütünüme tuttum ateşimi,
ilk nefesi sana,ikinciyi kendime çektim..
ve devam ettim o gitmekten çok gelmeyi sevdiğim yola.
-Özgün Memed Turan
27 Nisan 2009 Pazartesi
Belkide...
Anlayamadıklarımı anlamaya çalışıyorum da olamıyor bir türlü,oldurulamıyor.Olasılık hesapları tutmadığı gibi birde elime hesap makinası alıp toplama çıkarmalar yapar oldum artık hayata dair.Küçücük beklentilerin büyüdüğü abuk subuk günler geçip giderken yaşlandığımı farkediyorum her gece ve malesef dilde sevenlerle fiilde eksik olanların arasında yaşamak zorundayım hala.Zorunluluk demişken sırf 4-5 kare çekmek için bile sınır ötesi operasyon yapıcakmış gibi garip kaşeli izinler almayıda anlayamıyorum doğrusu.Haftasonlarını eritir oldum tek başıma.Ya çalışıyorum ya da bekliyorum neyi beklediğimi bile bilmeden.Neyi beklediğimi bildiğim zaman hep bi hayal kırıklığı var çünkü.Belki bir gün bana güncel bir süpriz yapar tadında bir beklentisizlik hakim genele.Dinlediğim müziklerin sözleri bana dost suretindekilerden daha çok dostluk ediyor uzundur ve o hep bahsettiğim üç harfliden bile vazgeçmenin eşiğindeyim artık.Ne farkederki var yada yok.Gerçek ya da yalan.Siyah ya da beyaz.Sen veya ben...
En son bile bile lades olmayı bile kabullendim artık ta kabul edemediğim şeyleri ne yapmak gerek onu bulamıyorum.En sevdiğim ve tek tesellim olan aşk satırları bile uzak geldi bu sefer de yazamadım.Belkide yanlış yola saptım farketmeden son sapakta.Enayilik gibi gelmeye başladı bana sevmek bir süredir yazdıkça düşünüyordum hep.Tutup en kötü satırları okuyup tüm içerikteki o çıkarsız iyilikleri anlamak istemeyenlere neyi niye yazarki insan?Sanırım tükenmemek için verdiğim savaşta artık son piyonları bile oynamak istemeyecek kadar aç ve susuz kaldı yüreğim.Hatta işte satır satır herşeyi yazabilecek kadarda güçlüyüm bir zamanlar nefrete kattığım tüm güzel duygularıma karşı adımlar atabilirken;birilerinin "yaşam" adını taktığı bu abukluk içinde.Sabahın köründe uyanma zorunluluğunda ama onu bile takmıyorum kafama şuan çünkü farksız olacak yarın sabah diğer sabahlar gibi mutsuz ve umutsuz uyan dur.
Umut denen şeyde ayrı bir kolpa.O üç harfli bokluk gibi.Türümün yarattığı pembe polyannacılık oyunlarının pamuk şekeri havasındaki tuhaf hayallerden ibaret belkide.Gülmekmi lazım acaba?
"Abi çok sıkıldım herşeyden" diyenlerden küçük ama büyük temel farklılıklar taşırken zihnimde ve bedenimdeki her anıya dair izlerle,bügüne kadar yaptıklarım ve yapmadıklarımı tartışma programlarına konu diye "ver gitsin be!" edasında.Muhtemelen ilk beş altı satırdan sonra hala okumaya devam edenlerin sordukları gibi bende soruyorum kendime şuan benzer şeyleri.Ve hani bana soruyordunuzya hep "kim bu?" diye.Onu bile cevaplamak istemiyorum artık çünkü ben bir alarm sesinden bile esirgenmişlik içinde çerçeveler sorulurken karelerim için uyanmıştım.Buyrun burdan yakın,ordan oraya atlayan serbest koşucular gibi turlarım beyaz ekranın üstündeki siyah lekelerde.Ama unutmadığım ve her defasında ilk maçına çıkan o tıfıl sporcularla aynı heyecan ve adrenalin yükünde uyanırım.Uyanırımda...siz bile güldünüz dimi buna.Soruyorsunuzya hala bana "kim bu?" diye..varmı ehemmiyeti yokken hakkaniyeti ve yokoluş hikayesinin sayfalarına birer kelime daha eklerken.Anlayamadıklarımı anlamaya çalışmayacağım bu sefer sadece yazıyorum amaçsızca senin saati 1 dolarlık pskoBloguma boşgeldiğini bildiğimden.Merak ediyorum bazıları hayaller kurup ütopyalara taşınırken benimle,gerçekleri yaşadığım farkındamı yaşadığının?Elimde iki as rest çekmesinide bilirim fakat
iyidir parmak tıklamak masaya ve devam etmek sırf şu meraklı gözleri görmeye bile değer çünkü.Düşünsene benim elimde iki as var ve o iki asa sahip olmak isteyenlere inat ben hazırım tekini vermeye hakedene.Hemde yenileceğimi bilsem bile.Üç harfliden uzaklaşırken ve yüzümde tuhaf bir ekşilik varken yazıyorum bu sefer.Neden kaplumbağa hızındaki gider adımlarıma tavşan adımlarıyla gelmezki yakalamacımın ebesi.Ve ebe nerede?Yine dejavu..
Evet pis pis sırıtıyorum bu sefer hatta sigara bile yakmadım.Üstüne birde Arap Şükrü - Sigarayı Bıraktım çalarım birkac gülücük doğsun diye.Sıkıntılardan bile sıkıldım an itibariyle ve yazmayıda terk ediyorum...Kim bu satırlardan ne çıkaracak diye düşünmeden hemde.
Görüşürüz bilare.
Öpücük...
Özgün Memed Turan
En son bile bile lades olmayı bile kabullendim artık ta kabul edemediğim şeyleri ne yapmak gerek onu bulamıyorum.En sevdiğim ve tek tesellim olan aşk satırları bile uzak geldi bu sefer de yazamadım.Belkide yanlış yola saptım farketmeden son sapakta.Enayilik gibi gelmeye başladı bana sevmek bir süredir yazdıkça düşünüyordum hep.Tutup en kötü satırları okuyup tüm içerikteki o çıkarsız iyilikleri anlamak istemeyenlere neyi niye yazarki insan?Sanırım tükenmemek için verdiğim savaşta artık son piyonları bile oynamak istemeyecek kadar aç ve susuz kaldı yüreğim.Hatta işte satır satır herşeyi yazabilecek kadarda güçlüyüm bir zamanlar nefrete kattığım tüm güzel duygularıma karşı adımlar atabilirken;birilerinin "yaşam" adını taktığı bu abukluk içinde.Sabahın köründe uyanma zorunluluğunda ama onu bile takmıyorum kafama şuan çünkü farksız olacak yarın sabah diğer sabahlar gibi mutsuz ve umutsuz uyan dur.
Umut denen şeyde ayrı bir kolpa.O üç harfli bokluk gibi.Türümün yarattığı pembe polyannacılık oyunlarının pamuk şekeri havasındaki tuhaf hayallerden ibaret belkide.Gülmekmi lazım acaba?
"Abi çok sıkıldım herşeyden" diyenlerden küçük ama büyük temel farklılıklar taşırken zihnimde ve bedenimdeki her anıya dair izlerle,bügüne kadar yaptıklarım ve yapmadıklarımı tartışma programlarına konu diye "ver gitsin be!" edasında.Muhtemelen ilk beş altı satırdan sonra hala okumaya devam edenlerin sordukları gibi bende soruyorum kendime şuan benzer şeyleri.Ve hani bana soruyordunuzya hep "kim bu?" diye.Onu bile cevaplamak istemiyorum artık çünkü ben bir alarm sesinden bile esirgenmişlik içinde çerçeveler sorulurken karelerim için uyanmıştım.Buyrun burdan yakın,ordan oraya atlayan serbest koşucular gibi turlarım beyaz ekranın üstündeki siyah lekelerde.Ama unutmadığım ve her defasında ilk maçına çıkan o tıfıl sporcularla aynı heyecan ve adrenalin yükünde uyanırım.Uyanırımda...siz bile güldünüz dimi buna.Soruyorsunuzya hala bana "kim bu?" diye..varmı ehemmiyeti yokken hakkaniyeti ve yokoluş hikayesinin sayfalarına birer kelime daha eklerken.Anlayamadıklarımı anlamaya çalışmayacağım bu sefer sadece yazıyorum amaçsızca senin saati 1 dolarlık pskoBloguma boşgeldiğini bildiğimden.Merak ediyorum bazıları hayaller kurup ütopyalara taşınırken benimle,gerçekleri yaşadığım farkındamı yaşadığının?Elimde iki as rest çekmesinide bilirim fakat
iyidir parmak tıklamak masaya ve devam etmek sırf şu meraklı gözleri görmeye bile değer çünkü.Düşünsene benim elimde iki as var ve o iki asa sahip olmak isteyenlere inat ben hazırım tekini vermeye hakedene.Hemde yenileceğimi bilsem bile.Üç harfliden uzaklaşırken ve yüzümde tuhaf bir ekşilik varken yazıyorum bu sefer.Neden kaplumbağa hızındaki gider adımlarıma tavşan adımlarıyla gelmezki yakalamacımın ebesi.Ve ebe nerede?Yine dejavu..
Evet pis pis sırıtıyorum bu sefer hatta sigara bile yakmadım.Üstüne birde Arap Şükrü - Sigarayı Bıraktım çalarım birkac gülücük doğsun diye.Sıkıntılardan bile sıkıldım an itibariyle ve yazmayıda terk ediyorum...Kim bu satırlardan ne çıkaracak diye düşünmeden hemde.
Görüşürüz bilare.
Öpücük...
Özgün Memed Turan
23 Nisan 2009 Perşembe
bitiyor sözlerim eğilirken yüreğim,
gözlerimi kapayıp tek bir dilekte bulunabilmek dileğinde.
bir türlü iyileştiremediğim kesik yarama tuz basarak,
dik tutuyorum başımı sözlük gurur diye tanımlarken.
çektiğim çekeceklerimin teminatı evet,
özleyemediğim her ana inat özlerim her an.
gözlerimi kapayıp bir daha açmamayı dilerken,
bitiyor sözlerim alev alev yanan yüreğimde.
amansız hastalığıma yenik düşüp nefes verirken,
dik tutuyorum başımı sözlük aşk diye tanımlarken.
ve yeniden kavuşmak dileğiyle,
son veriorum kendime kendimde,sende başlar diye.
Özgün Memed Turan
gözlerimi kapayıp tek bir dilekte bulunabilmek dileğinde.
bir türlü iyileştiremediğim kesik yarama tuz basarak,
dik tutuyorum başımı sözlük gurur diye tanımlarken.
çektiğim çekeceklerimin teminatı evet,
özleyemediğim her ana inat özlerim her an.
gözlerimi kapayıp bir daha açmamayı dilerken,
bitiyor sözlerim alev alev yanan yüreğimde.
amansız hastalığıma yenik düşüp nefes verirken,
dik tutuyorum başımı sözlük aşk diye tanımlarken.
ve yeniden kavuşmak dileğiyle,
son veriorum kendime kendimde,sende başlar diye.
Özgün Memed Turan
19 Nisan 2009 Pazar
istediği gibi gülsede insan,
gömsede acıları ruhunun mezarlığında çiçeksiz köşelere,
acı acıdır..
korkularla yüzleşmek gibidir,
en aciz olduğunu anladığın an.
ağlayamadan yaşamak gibi bir bebek olarak,
oynayamadan çocuk gülücüklerle,
büyümek,büyümek istemeden.
özledim diyememek haykırmak isterken,
söylemedikten sonra sevdiğini sevdiğine,
yitirmeden umuda dair son sözleri,
son damlasıda düşmeden yere yağmurun.
ve malesef...
insan söyleyemediklerini yazıyor.
tıpkı keşkelerle dolu tarih gibi.
Özgün Memed Turan
gömsede acıları ruhunun mezarlığında çiçeksiz köşelere,
acı acıdır..
korkularla yüzleşmek gibidir,
en aciz olduğunu anladığın an.
ağlayamadan yaşamak gibi bir bebek olarak,
oynayamadan çocuk gülücüklerle,
büyümek,büyümek istemeden.
özledim diyememek haykırmak isterken,
söylemedikten sonra sevdiğini sevdiğine,
yitirmeden umuda dair son sözleri,
son damlasıda düşmeden yere yağmurun.
ve malesef...
insan söyleyemediklerini yazıyor.
tıpkı keşkelerle dolu tarih gibi.
Özgün Memed Turan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)