17 Aralık 2008 Çarşamba

tek başına izlenen aşk filmi kadar anlamlıydı yalnızlık,
ekrandaki seviş sahneleri hatta sevişmeler kadar gerçekti,
ve dökülen gözyaşları kadar ıslaktı akan yaşlar su tadında tuzdan uzak.
arkada çalan piyanonun titrek sesi ve güya duygusal sözler,
ve klasik geri dönüşler sadece filmlere özgü ve filmlerde kalmış.
süper kahraman edasıyla uçup gidemiyor insan sırf sevdiği yaşasın diye,
iyileşmiyor yaralar uzaklaşıp kaçtıkça aksine.
cesaretle ve tüm asi maskeleri takıp takıştırıp "beeeennnn" diye bağırmak,
ama ne için bile olduğunu bilmeden,
hatta kendi kıçını bile kurtarmaktan acizken,
aşkamı kalmış dünyayı kurtarmak?
tek başına izlenen aşk filmi kadar anlamlı bu gece,
gözümden akması gereken yaş ama uyku geliyor,
ve tuhaf bir hüzün ve huzur karmaşası.
nasılsa yaralıydım ve ölüyordum ve burada gecenin karanlığında,
yaraları sarıp iki sahne sonra yeniden tüm gücümle atılamayacağım,bir gerçeklikte hayat!
anlamadığım bir dilin romantizmi var gecede,
üstümde yırtık pırtık giysilerim bile varken klavyeliği esirgemeyen bana,
boş yere sevgi sözcükleri savurmayan.
artık filmlerde bile sevi sözcükleri duymazken,
ankara misket tadında eğlenceli gelirken bazılarına sevgi.
tek başına izlenen bir aşk filminin anlamı kadar yalnızlık,
güzel bir ten ve eşine eşlik eden bir ten daha kaosunda.
yeter!
ilk telefon klubesine grip beremi gözlerime kadar çekip,

klubeden çıkıp...
çekip gitsem kahramanca değil,insanca!
kurtarsam..
aşkı ve dünyayı kurtarmadan önce kendimi bu lanet dipten..

ve bunlar olurken; adamların ısısına yada kadınların kıçına baksın herkes,
akıtılan gerçek gözyaşları ve kaybedilen bu yaşamın hayat savaşına aldırmaksızın.
tek başıma izledim aşk filmini bu gece,
tek başıma uzandım yatağıma ve bu sefer sadece uyumayı düşünerek,huzurla.

Özgün Memed Turan