Bazı şeyleri ne kadar ve ne şekilde anlatırsak anlatalım,anlattığımız kişi ve ya kişiler anlattıklarımızı sadece anlamak istedikleri,anlayabildikleri,anlayabilecekleri kadar ve şekilde aldığı,algıladığı için bizim ne verdiğimiz pek ehemmiyetinden uzaklaşmış bir anlatım,onlara görede anlatımsızlık(anlaşılmazlık) doğuruyor.
Aynı şeyi söyleyip birde üstüne basit ama örneklendirilmiş(onların hoşuna gitmeyen) birkaç kelime eklediğinde dakika geçmeden tuhaf bir şekilde görüpte şaştığın,anlam vermeye çalışıp veremediğin bir "sen" sendromu baş gösteriyor kişilerde.Hemen gruplaşıp kendilerine uymayanı dışlama ve güç birliği yapıp o "sen" tehlikesine karşı taarruz denemeleri ve kelimeleri sıralanır oluyor.
Aynı rengin peşinden koşanların onlarca,yüzlerce senedir yaptığı ve düştüğü tuzağa,tekerrürün acımayan kumpaslarında yeniden,yeniden,tekrar ve yeniden istavritin sıyırtmaya tav olup takıldığı gibi takılmacaların bitmezliğinde boğulmaları kısaltıyor ömrümü.Çünkü vaktimi çalıyor sürekli hayatlarda ve hayatlarımızda oluşları...
Boşuna tükenişleri nefeslerin alınıp,verilişleri bir yerde ve düşüncelerin sınırsızlığında nefessiz kalışlar.Sen ne anlatırsan anlat onların anladığı ve kabul ettiği kelimeleri seçmiyorsan.Ve yine boşuna tüm iç çekişlerinle biriktirdiğin sabrın,çünkü bilirsinki selametsiz olacaktır.
Uzar gider..